Anasayfa Seyahat # Gaziantep

# Gaziantep

by SuPrensesi

Eski adıyla Ayıntab 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı İmparatorluğuna bağlandı

Gaziantep demek baklava, katmer, kebap, küşleme, yuvalama, beyran, yani yemek demek. Sonuçta UNESCO tarafından tescilli 250 civarında özgün yemeği varmış Gaziantep’in! Dolayısıyla Gaziantep’e gelen herkes en ama en çokkk yemekleri için geliyor 🙂 Uçaktan iner inmez ilk rota ciğerci, ama ciğerci sabahın 5 inde açılıyor sabah 7’de de ciğer bitiyor ona göre bizim uçağımız geç indiği için bir beyranla başladık 🙂

Beyran : Gazianteplilerin uzun olan gecelerin sabahında veya kahvaltı niyetine yedikleri doyurucu bir çorba . Sabahın köründe yemek için ağır bir tercih ama sabahları beyran yapan yerler dolup taşıyor. Beyranı yaparken tabağın dibine iç yağı ve sade yağ çaldıktan sonra tabağa kuzu incik didiklenip, pirinç ekleniyor. Üzerine de kaynar et suyu dökülüp, tabak harlı ateşe konuluyor. Onlar beraber haşlanırken kepçe ile evet kepçe ile pul biber serpiştiriliyor! Biz garsona üç kere az acılı olsun diye tembihleyince bize dönüp ‘Abla beyran yerken birazcık terleyeceksin, hakkını vereceksin’ dedi 🙂 Korkmayın az acılı derseniz herkesin yiyebileceği kıvamda geliyor. Aşırı doyurucu ben çok yiyemesemde (sabah sabah o kadar yağ içinde et beni aşar ) çok lezzetli. Beyran Metanet’te içilir, biz de burda denedik. Bir porsiyonu 19 tl (Kasım 2018). Denemeden gelmeyin…

Beyrandan sonra sıra tatlıda, ta ta taaam benim en sevdiğim yemek sonrası tatlı 🙂 Aslına bakarsanız ben çikolatalı tatlı varken baklava aramam ve tercih etmem, hele fıstıklısını hiç. Ama bir katmer bu kadar mı güzel yapılır…

Katmer : Katmerin inceliğine aldanmayın kalorisi yerinde! İncecik baklava yufkasından tereyağ, kaymak ve çekilmiş antep fıstığı ile zarf şeklinde yapılan muhteşem Gaziantep tatlısı. 2017’nin en iyi katmeri Metanet Katmer’miş, biz biz de burda denedik. Ba-yıl-dık… Duble de yapıyorlar, dublede duble kaymak var, ben pek beğenmedim normali çok daha güzeldi. Duble 45 tl , Normali 35 tl (Kasım 2018).

Bu kadar yemek yeter deyip, başlıyoruz Gaziantep’i gezmeye… İlk olarak istikamet tabiki Zeugma Mozaik Müzesi.

♡ Zeugma Mozaik Müzesi
2011 yılında Gaziantep’te açılan 1700 metrekarelik mozaik ile dünyanın en büyük müzesi idi, ta ki 2014 tarihinde Hatay Arkeoloji Müzesi açılana kadar. Şu anda dünyanın en büyük ikinci mozaik müzesi. İki bin yıllık mozaikler Zeugma antik kentinden çıkarıldığı kronolojik sıra ve yerleşim ile Zeugma Mozaik müzesine yerleştirilmiş. Sanki Zeugma antik kentindeki villaları geziyormuş gibi bir ambians yaratılmış.


İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktaymış. Zeugma’daki mozaikler on üç renk armonisinden oluşmaktaymış ve bunlar tamamen doğada bulunan renklermiş.

Müzenin girişinde sizi ‘Dünyanın ilk selamlaşma sahnesi’ karşılıyor… Bugün Nemrut dağında yatan kişi 1. Artemus ve Herakles (Herkül)’in selamlaşması.

Dünyaca ünlü ‘Çingene Kızı’ mozaiği de burda özel karanlık bir odada sergilenmektedir. 1992 yılında çıkarılan bu mozaikteki kadın figürü gizemli bakışları ile müzenin sembolü haline gelmiş. İlk yıllarda kimliği hakkında herhangi bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe, figüründeki kadın yüzünün çingeneyi andırması sebebiyle çingene kızı olarak adlandırılmış.

Dünyada başka örneği olmayan bronzdan yapılmış Mars (Savaş tanrısı Ares olarak da anılır) heykeli, müzenin en değerli parçası her açısından görülebilecek şekilde yerleştirilmiş. Dünyada başka hiçbir yerde Ares’in heykeli yokmuş! Zeugma o kadar enteresan bir şehir olsa gerek ki , savaş tanrısını sağ elinde mızrak, sol elinde ise barış dalı var!

Zeugma müzesinden sonra Medusa cam eserleri müzesine geçiyoruz.

♡ Medusa Cam Eserleri Müzesi
Türkiye’nin ilk özel cam müzesi olan bu müzenin kurucusu Füsun İşsever. Ailesinden kalan ve yıllardır topladığı cam eserlerinin evine sığmaması nedeniyle iç içe geçmiş üç antep evini alıp restore ederek cam müzesine dönüştürmüş. Rahmi Koç’un koleksiyonundan sonraki en büyük koleksiyonlardan da birisiymiş.

Cam eserleri müzesinden çarşıya doğru yollanıyoruz. Çarşıya varmadan solumuzda Gaziantep kalesini görüyoruz.

♡ Gaziantep Kalesi
Bu kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyormuş, sadece günümüzden 6000 yıl geçmişe dayandığı biliniyor.

Gaziantep kalesinden sonra yolda sağ tarafta bu sefer Hışva Han’ı görüyoruz ve içine şöyle bir bakalım diyoruz.

♡ Hışva Han (Lala Mustafa Paşa Han)
Lala Mustafa Paşa tarafından 1577 yılında Halep ve Şam beylerbeyliği görevinde bulunduğu yıllarda yaptırılmış. 500 yıllık bu tarihi han restorasyonla hotel ve restorana dönüştürülmüş. 10 odalı hoteli çok güzel fakat biraz pahalı imiş 🙁 (130 Euro gecelik fiyatı) Hotelde kalınmaya bilir fakat mutlaka Develik isimli restoranında mutlaka akşam yemeği yiyin.

Dekorasyon yıkılıyor, zaten dünyanın en iyi dekorasyon ödülünü de almış. Restoranın zeminindeki tarihi kalıntıları aydınlatarak , cam zeminle görünür hale getirilmiş. Hışva pamuk kozası anlamına geldiği için restorasyon pamuk kozaları detaylı yapılmış.

Artık yavaş yavaş çarşıya giriyoruz. Sağada solda o rengarenk el yapımı deriden yapılmış ayakkabıları görüyoruz. Çarşı çok kalabalık biz birşey almadan ünlü Tahmis Kahvesine yollanıyoruz.

♡  Tahmis Kahvesi

Tahmis kahvesinde hemen girişteki masaya oturup bir menengiç kahvesinin tadına bakalım diyoruz. Cumartesi olduğundan canlı müzik de varmış, tüm yorgunluğumuzu atıyoruz..

Atatürk’ün nüfusa kayıtlı olduğu il olan Gaziantepte çoğu yerde Atamızın nüfus cüzdanının kopyasını duvarda asılı olduğunu görebilirsiniz. Burası da o yerlerden biri.

Gaziantep’te sıkça kullanılan, antep fıstığı bahçelerinde antep fıstığı ile birlikte yetişen ve birlikte hasadı yapılan menengiç kahvesinin faydaları saymakla bitmez ; mesala …
☕️ öksürüğü keser,
☕️ balgam söktürür,
☕️ nefes darlığına iyi gelir,
☕️ antiseptik özelliği vardır,
☕️ göğsü yumuşatır,
☕️ solunum yollarına faydası vardır,
☕️ ayak terlemelerini önler,
☕️ yaraları tedavi eder,
☕️ böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur,
☕️ ses tellerine iyi gelir,
☕️ mide ağrılarını dindirir,
☕️ kalp yetmezliği riskini azaltır,
☕️ afrodizyak etkisi vardır,
☕️ yağlı bir içecektir,
☕️ yüksek E vitamini ve doymamış yağ asidi düzeyi ile kandaki kolesterolü düşürmeye, kalp ve damar sertliğini önlemeye yardımcı olur…. Bu arada söylemekte fayda var, günde 2 fincandan fazlası zararlı olabilir.

Kahvemizi içip soluklandıktan sonra istikamet Almacı Pazarı… Almacı pazarında baharat ve kuruyemişin her çeşidi mevcut. Gaziantepliler antep fıstığı için de kıracak yapmışlar, pazarda dikaktimizi çeken ufak aletlerinden biriydi 🙂


Bakırcılar Çarşısı… Kulağınıza gelen seslere doğru giderseniz de Meşhur Bakırcılar Çarşısı’na doğru götürür ayaklarınız sizi. Tepsiler , fincanlar arasında gezinebiliriniz… Birkaç hediye de almayı ihmal etmeyin sonra benim gibi alamadım diye pişman olmayın 🙂

♡ Hamam Müzesi
Lala Mustafa Paşa tarafından 1577 tarihinde yaptırılan külliyenin hamam bölümü olarak hizmet vermiş aslında burası. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından 2015 yılında restorasyonu tamamlanarak Gaziantep hamam kültürünün yaşatıldığı bir müze haline dönüştürülmüş. Aslına sadık kalınarak teşhir edilen hamamda; soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri, Halûk Perk koleksiyonundan hamam araç ve gereçleri, hamam adetleri, balmumu heykeller ve maketlerle canlandırılmış.

Hamam müzesinden daha da eğlenceli bir müzeye geçeceğiz ama önce bir Gaziantep kebaplarınn tadına bakmaya gidiyoruz… Kime sorsak İmam Çağdaş dedi, fakat biz burayı tercih etmedik. O nedenle burayla ilgili bir yorum yapmam doğru değil. Biz Aşina’yı tercih ettik.

♡ Aşina
Biz menüde ne varsa ‘little little in the middle’ sipariş ethic :))) Yuvalama çorbası ile başladık. Bu arada yuvalama çorbası heryerde yok burası en iyi yapılan yer. Çorbadan sonra küşleme, alinazik kebabı, susam kebabı, patlıcanlı kebap yedik. Yalnız tek sıkıntım fotoğraf çekemeden tüm kebapların bitmesi 🙁 Yuvalamayı sadece bitmeye ramak kala fotoğraflayabildim 🙂

Karnımızı doyurduktan sonra bu enerji ile oyuncak müzesine geçiyoruz.

♡ Oyuncak Müzesi
Restore edilen tarihi Bey Mahallesi’ndeki sokağa girdiğinde saklambaç oynayan çoçuk heykelleri ve duvardaki Simbad ile bizim aklımızı başımızdan aldı.

Burası şair ve yazar Sunay Akın’ın küratörlüğünde, tarihi Antep konağında Türkiye’nin 4. Oyuncak Müzesi olarak açılmış. 1700-1970 yılları arasındaki 591 el yapımı oyuncak sergileniyor içiçe geçen puzzle gibi odalarda.
Ayrıca bu Gaziantep evinin temelinde 2 katlı bir mağarada da dünya ülkelerini tanıtan oyuncaklar sergileniyor. Mağaraya inen merdivenler bile çok tatlı 🙂


Oyuncak müzesini mutlaka görmelisiniz…

Oyuncak müzesinden sonra Bey mahallesinin sokaklarının tadını çıkarıyoruz. Eski evler restore edilmiş, hepsinin içinde şimdi ya bir kahve, ya kitapçılar, ya müzeler ya da sanat galerileri var.

Bu güzel yapılardan biri ;

♡ Kendirli Gazi Kültür Merkezi

Bu merkezin restorasyonu Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamlanmış. Sadece restore edilmekle kalınmamış, kurtuluş savaşında ve Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Gaziantep’i anlatan hologram gösterimi ve animatronik Atatürk heykelinin halka seslendiği muhteşem duygusal bir gösteri ile taçlandırılmış.


Kendirli Kilisesi 1860 yılında Gaziantepli Ermeni Katolikleri tarafından Fransa Kralı III.Napolyon, Fransız misyonerleri ve Katoliklerin maddi desteği ile yapılmıştır. Antep Harbi zamanından bomba izleri taşıyan yapı kilise olarak kullanımından sonra Öğretmen Okulu olarak hizmet vermiş daha sonra Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı olarak Öğretmenevi Lokali olarak ve Toplantı Salonu olarak kullanılmış.
Yapısal olarak özel olmasının yanı sıra 26 Ocak 1933’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Gaziantep’i ziyareti sırasında Antep halkına Halkevi binasının balkonundan seslenmesi ile de farklı bir anlam kazanmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Gaziantep’e geldiğinde bir süre halk ile birlikte yürüdükten sonra ilk olarak o dönemde Halkevi olarak kullanılan işte bu binaya gitmiş, kendisini karşılamak için sokağa dökülen on binlerce insana bu binanın balkonundan seslenmiştir. Bu balkon sahnesi gösterinin sonunda da simule edilmiş.

Ataturk’ün halka seslendiği balkon – Gaziantep

Biz bir önceki geceden beri yollarda olduğumuz ve bütün gün gezmekten çok yorulduğumuz için Su ortamın kararmasının da etkisi ile uyudu. Bizim de gözlerimiz zaman zaman kapanmadı değil. Ama final muhteşemdi …

Vee burdan bu yorucu günü baklava ile kapatalım dedik ve bunun için Çelebioğulları baklavalarına uğradık. Hemen yanında Koçak baklava da vardı ikisi de müthişti …
Vee ilk günün finali otelimiz Grand Hotel Gaziantep’te. Hotel merkezi ve gayet iyiydi. ..

İkinci gün Halfeti için yola çıkıyoruz.

♡ Zeugma Antik Kenti
Halfeti yolu üzerinde Nizip Belkısköyüne uğruyoruz gerçek Zeugma kentini görmek için. Mozaiklerin çıkartıldığı villalar bu baraj gölünün üzerinde, İstanbuldaki yalılar gibiymiş geçmişte bu villalar. Bir İstanbul boğaz manzarası değil ama villaların manzarası da bu …


Antik Kent M.Ö. 300 yılında Büyük İskender tarafından ”Selevkia Euphrates” ismi ile kurulmuş. Romalı bir komutan olan Pompeius, 1. Antiachos’un yardımları karşılığında kenti kuruluşundan yaklaşık 230 sene sonra ona vermiş. M.Ö. 31 yılında antik kent tamamen Roma İmparatorluğu’nun olmuş ve köprü anlamına da gelen “Zeugma” ismini almış. Hala da “Zeugma Antik Kenti” diye anılıyor.

♡ Birecik Kelaynak kuşları üretim istasyonu
Kelaynak kuşu üretim istasyonunda sayı 273’e ulaşmış (65 tanesi bebek ). 11 tane ile açılmış burası 1977 yılında. Binlerce yıldır bu topraklarda oldukları biliniyor bu kuşların. 14 şubatta doğaya bırakılır, kayalara yuva yaparlar ve özellikle buraya gelme sebepleri de aslında burdaki kayalardan aldıkları kalsiyumlarla yumurta yapmalarıymış. 28 gün kuluçkada yatarlarmış. Tarım ilacı yüzünden üreyemedikleri için korunuyormuş bu kuşlar burada. 5 yaşında eş olurlarmış ve renkleri dokuları değişip, yeşil mor kırmızı olurlarmış. Dişilerde erkeklerde olgunlaştıklarında saçları dökülürmüş, bu nedenle de kelaynak kuşu ismini almışlar.

Veee burdan artık asıl hedefimize doğru yola çıkıyoruz, Halfeti…

♡ Halfeti
M.Ö 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından kurulduğu zaman “Şitamrat” adını taşıyormuş. Şehir, tarihi boyunca Hitit, Asur, Med, Pers, Makedon, Selevkos ve Partlar’ın idaresinde kalmıştır. Yunanlar buraya “Urima” adını vermişler. Süryaniler ise “Kal’a Rhomeyta” ve “Hesna d’Romaye” adlarını kullanmışlar. Güneydoğu Anadolu, Roma İmparatorluğu döneminde Orshoene eyaleti içinde yer almış ve kale bu eyaletteki önemli şehirlerden birisi olmuş. 2. yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez “Romaion Koyla” adını almış. Şanlıurfa ve çevresi Ömer döneminde fethedilmiş ve daha sonra Emevi, Abbasi, Selçuklu, Zengi ve Eyyübiler’in hâkimiyetlerinde bulunmasına rağmen Rumkale olarak bilinen yerleşim Müslüman devletlerin toprakları dışında kalmış. Urfa Haçlı Kontluğunu kuran Boudovin de Boulogne 1116 yılında Rumkale’yi Ermeni Prensi Gog-Vasil’in elinden almış. Urfa kontesi Beatrice 1150 yılında Rumkale’ yi, Ermeni Katolikosuna teslim etmiş. Rumkale, 1260 yılında İlhanlı hükümdarı Hülagu’ nun orduları tarafından ele geçirildi.
1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süreyle yağmalanmış. 1292 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından ele geçirilen ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre “Kal’at-ül Müslimin” adı verilmiş. Yavuz Sultan Selim’in 1571 yılındaki Mısır Seferiyle Osmanlılara geçen şehir, zamanımızda da kullanılan “Urumgala” ve “Rumkale” adlarını alarak Halep Eyaleti’ne bağlanmış. Osmanlı döneminde hudut şehri özelliğini kaybeden yerleşim stratejik önemini kaybetmiş. Şehrin nüfusunun 19. yüzyılda 5-l0 haneye kadar düşmesi ve Rumkale’nin harap olmasıyla yerleşim alanı Fırat’ın karşı sahiline nakledilmiş ve bugünkü Halfeti yerleşimi kurulmuştur. 1926 yılına kadar Birecik’e bağlı bir nahiye olan Halfeti, 1954 yılında ilçe haline getirilmiş.

Biz Halfeti’ye gelir gelmez baraj üzerindeki lokantalardan birinde buraya özgü şabut balığının tadına bakıyoruz. Şabut balığı, sadece Fırat nehrinde yetişiyormuş,hristiyanlar yemiyormuş kutsal olduğunu düşündükleri için. Büyük bir balık şabut balığı, biraz da kılçıklı, açıkçası tadını çok beğendim diyemeyeceğim 🙁 bir balık sever olarak.
Yemek sonrası Birecik Baraj Gölü üzerinde , sol tarafımıza Gaziantep’i, sağ tarafımıza Şanlıurfayı alarak tekne gezisine çıkıyoruz. Tekneye biner binmez esen rüzgar bizi dondursa da güzelliğin tadını çıkarmaya başlıyoruz.


Halfeti, Fırat Nehri’nin sularında 1985 yılında inşasına başlanan ve 2000 yılında faaliyete geçen Birecik Barajı sebebiyle sular altında kalmış ve yerleşim 15 km içerideki Yeni Halfeti’ye taşınmış. Geçmişte de Fırat nehri bu aktığı yerden akmaya devam ediyormuş fakat 10-15 m derinliğe sahipmiş, ancak şu an 85-95 m arasında değişiyormuş.

Rum Kalesi, Kız Kalesi ve mağraların yanından geçiyoruz ve Savaşan Köyünü sular altında kalan cami minaresinden taaa uzaklardan görüyoruz. Savaşan köyü bu ismi, Kurtuluş Savaşı zamanında tüm halkın savaşa gitmesi nedeniyle almış. Sular altında kalan caminin tavanını ve sağlık ocağının tavanını görüyoruz, insanın içini bir hüzün kaplıyor.


Tekne turu yaklaşık 1 saat sürüyor. Turdan sonra biraz da Halfetiyi geziyoruz. Halfeti çok sessiz bu nedenle olsa gerek sakin şehir ünvanını almış. Ama bizim için farketmez, kanımızda var bu sakin şehri bile sakin sakin gezemedik koştur koştur her yeri görelim diye…

♡ Halfeti Ulu Camii
Halfeti’de ilk dikkatimizi çarpan yapılardan biri Halfeti Ulu Camii‘dir. 1807 yılında Ermeni taş ustaları tarafından tamamlanan caminin, halkların dostluk içinde yaşadığını simgeleyen sembolik bir anlamı da varmış. Bugün, avlusunun tamamen sular altında kaldığı Ulu Camii de terkedilmiş yapılar arasında maalesef.


♡ Halfeti Asma Köprü
Halfeti kaymakamlığı ve GAP idaresi başkanlığı tarafından yapılan asma köprüye ‘Halfeti Gerdanı’ ismi verilmiş.

Vee Karagül ile Halfetiyi kapatıyoruz…
Dünyada eşi benzeri olmayan Karagül, bahar mevsiminde sadece Halfeti topraklarında açıyormuş. Renginin siyahı andıran bir kırmızı tonu olduğu söyleniyor.
Halfeti dönüşünde Gaziantepin lahmacununun tadına bakıp üstüne bir daha katmeri yiyip geçiyoruz dönüş yoluna…
Geç oldu yazıyı yazmak ama umarım unutmadan tüm hatırladıklarımı aktarabilmişimdir…
İyi okumalar…

You may also like

2 yorumlar

Safa Nur Dumanlı 14 Aralık 2018 - 14:43

Kalemine sağlık Zeynep cim okuyunca ne kadar keyifli bir gezi olduğunu hatırladım. Bütün keyif kalemine de yansımış zaten okurken bile aynı keyfi aldım. Hakikaten çok iyi zaman geçirdik…Bir saniyesi bile boş geçmeyen dolu dolu bir bir Gaziantep – Halfeti keşfiydi…

Reply
SuPrensesi 27 Aralık 2018 - 18:33

Çok teşekkürler ablacım, daha nice güzel gezilere inşallah 🙂

Reply

bir yorum bırakın