Anasayfa Genel Gondollar şehri Venedik …

Gondollar şehri Venedik …

by SuPrensesi

En çok gidip görmek istediğim yerlerden biriydi Venedik ☺  O nedenle bu turu planlamaya başladığımızdan beri çok fazla araştırdım ve çok hevesliydim. Gel görelim ki bir gün öncesinde bir ateş ve boğaz ağrısı ile uyandım ☹ Beta mikrobu vücudumu ele geçirmişti.  Ama bu kadar hazırlanmışım, havaya girmişim, tabiki moral bozmak yok! hemen acile gidip yeterli ilacı depoladıktan sonra ver elini Venedik ☺

Venedik gerçekten insan tarafından yapılan, büyülü bir şehir. Po ve Piave nehirlerinin deltaları arasına kurulmuş, Veneto bölgesinin de başkentidir. Her yıl 26 milyon turist ağırlıyor! Ve bu nedenle her yıl 1-2 milimetre suya batıyor. California Üniversitesi Okyanusya Enstitüsü kentin doğu kısmının çok hızlı sulara gömüldüğünü söylüyor. Belediye ise çözüm olarak şehre gelen turist sayısını sınırlandırmayı düşünüyor. Venedik’i  ziyaret edeceklere duyurulur…

Venedik Cumhuriyeti Ortaçağlar ve Rönesans dönemi boyunca denizlerdeki en önemli kuvvet olduğu kadar 13. yüzyıldan 17. yüzyılın sonlarına kadar sanatın ve ticaretin merkeziydi. Tarihi boyunca, özellikle Rönesans Döneminde, birçok sanatsal hareket olmuştur. Venedik tarihi boyunca senfonik müzik ve operanın gelişiminde önemli rol oynayan, aynı zamanda Antonio Vivaldi’nin doğduğu şehirdir.

Venedik altı antik idari bölgeye ayrılmıştır. Cannaregio, Castello, San Marco, Dorsoduro, San Polo ve Santa Croce.

Biz Santa Lucia’ya kadar otobüsümüzle geldik. Demiryolu da buraya kadar geliyor. Daha sonra Feribotla San Marco’ya doğru yola çıkıyoruz.

Veee işte çok kısa bir sürede San Marco’ya ulaşıyoruz.

San Marco Meydanı

Dünyadaki en güzel meydanlardan biridir ve üç tarafı Procuratie Nuove, Procuratie Vecchie ve Ala Napoleonica ile çevrilidir. Dördüncü tarafta ise görkemli San Marco Bazilikası (Kilisesi) ve birkaç adım ötesinde 15. yüzyıldan kalma Torre dell’orologio saat kulesi vardır. Bu tarihi yapılar Venedik İmparatorluğunun varlığını ve gücünü göstermektedir. Meydan Venedik’teki en alçak noktalardan biridir. Özellikle Ekim – Mart aylarında meydana ulaşım yüksek dalgalar nedeniyle mümkün olmayabilir.


San Marco Meydanı tarihe tanıklık etmiş bir yerdir. Günümüzde  meydan çeşitli festivalleri, protestoları ve güvercinleri görebilirsiniz. Meydan, bir manastır bahçesi olarak yapılmıştır fakat daha sonra Venedik dini ve politik merkezi haline gelmiştir. San Marco’da bir yandan tarihi koklarken bir yandan da şık restoran, kafe ve dükkanları görebilirsiniz. Meydanın orijinal adı Piazza San Marco iken İngilizcede St. Mark’s Square olarak bilinir. Meydan, Napolyon tarafından “Avrupa’nın resim odası” olarak adlandırıldığı düşünülür.

Basilika di San Marco 

Avrupa’nın en göz alıcı yapılarından biridir. Dış mekanı, 1204 yılında Konstantinopolis’ten (bugün İstanbul) getirilen ünlü bronz altın kopyaları ile sütunlar, rölyefler ve asıl binanın ön cephesini süsleyen mermerler gibi, Cumhuriyet’in denizaşırı imparatorluğundan gelen hazinelerle, görkemli bir şekilde süslenmiştir.

İstanbul’dan getirilen sütunlar.

Palazzo Ducale (Dükalık Sarayı)

Bir zamanlar Venedikli yöneticilerin ikametgahı ve devlet dairesi olan saray, gotik mimarinin bir zaferidir.  9.yy da inşa edilmişti.

 

Ayağımızın tozuyla hemen bir gondol sefası yapıyoruz :

Mükemmel bir deneyimdi 🙂 Gondolları kullanan adamlara şapka çıkarıyorum …

Gondol turundan sonra ilk durağımız Rialto : Venedik’in simgelerinden biri olan bu köprü,Büyük kanal manzarasına hakimdir. Şehrin kalbi burada atar diyebiliriz.

Büyük kanal’dan geçen köprüleri izleyip, güzel fotoğrflar çekmeden bu ünlü köprüden geçmeden Venedik ziyaretini tamamlamış sayılmıyormuş 🙂 Bu köprüyü geçtikten sonra sizi güzel bir pazar karşılayacak. O pazarda uygun hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Murano camlarını burada, Murano adasından daha uygun fiyata bulabilirsiniz. 😉

Pazara giriş…

Bir diğer ünlü köprü de Ahlar Köprüsü, (1600) Palazzo Ducale ile hapishane arasında bir geçit olarak inşa edilmiştir. Adını mahkemeye götürülen mahkumların iç çekmelerinden aldığı söylenir.

Daracık sokaklarda keşfedilecek o kadar çok şey var ki…

 

Doyamadım Venedik’e, mutlaka tekrar gelmek isterim…

Yemek için ise, hemen Rialto köprüsünün başında Ostoria Dai Zemei’yi tercih ettik. Fiyatlar uygun ve lezzetliydi herşey…

Hotelimiz ise Venedik’in içinde değildi. Ancak inanlmaz bir doğanın içinde Hotel la Bulesca da kaldık. Hotelin restoranı da başarılı idi. Biz ilk gün çok yorgun olduğumuz için kafamızı yastığa koyar koymaz uyuduk…

Ertesi gün erkenden kalkıp Milano yolunu tuttuk. Bir sonraki yazıda da Milano’dan bahsedeceğim…

Görüşmek üzere…

 

You may also like

bir yorum bırakın